Erdoğan: “Bir Hayalim Var… Meclis’in Açılışı ile Birlikte Türk Demokrasisini Yeni Bir Anayasaya Kavuşturmak İçin Girişimlerimizi Tekrar…

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bugün Yargıtay’da, adli yıl açılış töreninde; “Bizim siyasi hayatımızın her döneminde dile getirdiğimiz, hükümet teklifi olarak da 2011’den beri her seçimde milletimizin önüne koyduğumuz, bir hayalim var. Bu hayal, Türkiye’yi darbe anayasası ayıbından kurtararak yeni, sivil, dili ve içeriği ile bugünü ve yarını kucaklayan Türkiye Yüzyılı’na yakışır bir anayasaya kavuşturmaktır… Meclis’in açılışı ile birlikte Türk demokrasisini yeni bir anayasaya kavuşturmak için girişimlerimizi tekrar başlatacağız. Yargı kurumlarımızın temsilcileri olarak sizlerden de bu sürece hazırlıklı olmanızı, destek vermenizi özellikle bekliyorum” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu; bugün Yargıtay Başkanlığı’nda düzenlenen 2023-2024 Adli Yıl Açılış Töreni’ne katıldı. Erdoğan, burada yaptığı konuşmada, şunları söyledi:

“DAHA CESUR, DAHA NET, ELEŞTİREL YÖNÜ DAHA AĞIR BASAN SORULAR SORARAK YOLUMUZA DEVAM EDECEĞİZ”

“Bu seneki adli yıl açılışını Cumhuriyet’imizin 100. yılına ulaşmanın gururunu yaşadığımız bir dönemde gerçekleştiriyoruz. İki ay sonra bu topraklarda kurduğumuz son devletimiz olan Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. yıl dönümünü hep birlikte coşkuyla kutlayacağız. Tarihimizin bu önemli eşiğine hızla yaklaşırken şu iki hususa büyük önem veriyoruz:

İlki; bizlere semalarını ezanlarımızın ve bayraklarımızın süslediği, üzerinde özgürce yaşayabileceğimiz bir vatan bırakan kahramanların aziz hatıralarına sahip çıkmaktır. Geçtiğimiz hafta 25 Ağustos’ta Ahlat’ta, ertesi gün Malazgirt’te; ardından 30 Ağustos’ta Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde düzenlediğimiz bu konudaki hassasiyetimizi gösterdik. İkincisi; muasır medeniyetler seviyesi üstüne çıkma hedefine doğru yürürken, bugün nerede olduğumuzun kapsamlı ve objektif bir değerlendirmesini yapmaktır. Siyasetten hukuka, ekonomiden sosyal ve beşeri hayata kadar her alanda böyle bir muhasebeye yönelmemiz gerekiyor. Cumhuriyetimizi korumayı ve yüceltmeyi ancak, tarihin kantarına çıkarak doğrusu ve yanlışıyla, eksiği ve fazlasıyla kendimizi tartarak başarabiliriz. Coğrafyamızdaki devletler silsilesinin son temsilcisi Cumhuriyetimizin ikinci asrını Türkiye Yüzyılı’na dönüştürmenin yolu hamasetten değil; hatalarımızdan ders çıkarıp, başarılarımızdan ilham almaktan geçiyor. Bu anlayışla hiçbir komplekse katılmadan cesaret ile sorunlarımızın üzerine gidecek, kazanımlarımızı koruyacak ve eksikleri telafi edeceğiz. Sadece belirtilerle, tezahürlerle, şekli unsurlarla uğraşmayacağız. Daha ziyade meselenin özüne odaklanacak, teşhisi doğru yapacak ve tüm meselelerimize kalıcı çözümler bulacağız. Hedeflerimize giderken, ihtiyacımız olan dinamizme kavuşmak için daha cesur, daha net, eleştirel yönü daha ağır basan sorular sorarak yolumuza devam edeceğiz.

“DEVLETİMİZİN HER KURUMU DA KENDİ İÇ MUHASEBESİNİ YAPABİLECEK UFKA, VİZYONU VE BİRİKİME SAHİPTİR”

Cumhuriyetimizin 100. yılı, milleti ve devleti ile bizlere bu fırsatı sunmaktadır. Milletimizin bu muhasebeyi kendi içinde yürüttüğüne inanıyorum. Devletimizin her kurumu da kendi iç muhasebesini yapabilecek ufka, vizyonu ve birikime sahiptir.

“HUKUK SİSTEMİMİZDE YERİNİ ALAN HİÇBİR METİN, HİÇBİR KANUN YAPICI ELEŞTİRİLERDEN AZADE DEĞİLDİR”

Bu durum tüm organları ve paydaşları ile yargımız için de geçerlidir. İnsanlık tarihi kadar eski olan adalet arayışının birer tezahürü olarak hukuk sistemimizde yerini alan hiçbir metin, hiçbir kanun, hiçbir kurum layüsel değildir, yapıcı eleştirilerden azade değildir. Yargı camiamızın, yeni adli yılı; diğer hususlarla birlikte böylesi bir arayış ve değerlendirmenin vesilesi haline getireceğini ümit ediyorum.

“HUKUK DEVLETİ HEPİMİZİN ORTAK HEDEFİ VE KIRMIZI ÇİZGİSİDİR”

Hukuk devleti hepimizin ortak hedefi ve kırmızı çizgisidir. Adalet hizmetlerinde kaliteyi yükselterek ve yargıya olan güveni artırarak, toplumdan gelen serzenişlerin önüne geçmek hepimizin görevidir. Hiçbir vatandaşımız, adliye kapısının adalet kapısı olduğundan şüpheye kapılmamalıdır. Orada hakkını huzur-u kalp ile aramalıdır. Bunun için hukukun üstünlüğü ilkesinden asla taviz veremeyiz. Hizmetkarı olmak ile şeref duyduğumuz necip milletimize karşı sorumluluklarımızı yerine getirmek ancak bu şekilde mümkündür.

Hükümet olarak adalet sisteminin işleyişinde yaşanan aksaklıkların giderilmesi için sunulan teklifleri daima değerlendirdik. Güven veren ve erişilebilir bir adalet sisteminin tesisi için anayasadan yasalara, kurumsal işleyişten personel yapısına ve özlük haklarına kadar pek çok reforma imza attık. Her yıl yeni yargı paketleri bu reform sürecini kesintisiz sürdürüyoruz. Yasama organımız da bu süreçte üzerine düşeni yaparak bize destek veriyor. Adaletin tecellisini kolaylaştırmak amacıyla bundan sonra da sizlerle daha yakın iş birliği içinde çalışacak, ortak akılla hukuk devletini güçlendireceğiz.

Cumhuriyetimizin ikinci asrını karşılamaya hazırlandığımız bugünlerde, ülke olarak; iddialarımızı ve hedeflerimizi de büyütüyoruz. Türkiye Yüzyılı vizyonumuz, sadece milletçe artan özgüvenimizi değil, aynı zamanda güçlenen ülkemizi de temsil ediyor. Böyle iddialı bir vizyonla, milletimizin ve dünyanın huzuruna çıkmak ne öyle, bir anda gündeme geldi ne de kolay oldu. Medeniyet köklerimizden aldığımız ilhamla ülkenin yönetimini üstlendiğimiz günden beri, bunun mücadelesini veriyoruz.

“MARUZ KALDIĞIMIZ HAKSIZLIKLAR BİZİ ASLA KÜSTÜRMEDİ”

Bizzat kendi hayatımız, kendi serencamımız; bir adalet arayışı, hak ve hukuk mücadelesi örneğidir. Karşılaştığımız olumsuzluklar, maruz kaldığımız haksızlıklar bizi asla küstürmedi. Tam tersine; ülkenin ve milletin geleceği için kurduğumuz hayallerin adalet ve hukuk rengi ile daha güçlü bir şekilde boyanmasını sağladı…

Bu millet; adaletin gecikmesi bir yana, çoğu zaman hiç gelmediği dönemler yaşamıştır. İşte bu anlayışla ülkeyi yönetme görevi üstlendiğimizde önceliklerimizin en başına; eğitim, sağlık, adalet ve emniyet başlıklarını yerleştirdik. Aradan geçen 21 yılda Türkiye’nin içinde bulunduğu şartlar ne olursa olsun, hep bu sözümüzün hakkını vermeye çalıştık. Ülkemizin demokrasi ve hukuk devleti standartlarının yükseltilmesi; insan hak ve hürriyetlerinin genişletilmesi, adaletin hızlı bir şekilde tecellisi, yargı ile ilgili her türlü sıkıntının giderilmesi amacıyla önemli reformlar gerçekleştirdik…

“TÜRKİYE YÜZYILINI ADALETİN DE YÜZYILI YAPMAK İÇİN ÇALIŞMALARIMIZI KARARLILIKLA SÜRDÜRECEĞİZ”

Mülkün temeli olan adaletin sosyal barışın, refahın, istikrarın, kalkınmanın itici gücü olduğunu biliyoruz. Türkiye Yüzyılını sadece ekonomik, siyasi, askeri ve diplomatik değil; adaletin de yüzyılı yapmak için çalışmalarımızı kararlılıkla sürdüreceğiz.

Siyasetçiler ve devleti yönetenler olarak bizler, öncelikle milletimize karşı sorumluyuz. Her beş yılda bir millete hesap veren bir siyasetçinin; sokağın ve sandığın sesine kulak tıkaması elbette düşünülemez. Bize oy versin ya da vermesin; toplumumuzun farklı kesimleri ile sürekli temas halindeyiz. Vatandaşlarımızdan gelen talepler ve eleştiriler çerçevesinde politikalarımıza yön veriyoruz.

“ELİNE MİKROFONU VEYA KLAVYEYİ ALAN BİRİLERİNİN HÜKÜM VERMESİ DOĞRU DEĞİLDİR”

Son dönemde; insanımızın, yargı süreçleri ve kararları ile ilgili kanaatlerini manipüle etmeye yönelik algı kampanyalarının arttığına şahit oluyoruz. Yargıtay’dan istinafa ve ilk derece mahkemelerine varıncaya kadar milletimizin yargıdan beklentisi adil kararın makul sürede verilmesidir. Adalet ise ancak mahkeme salonlarında tecelli eder. Sokağa, televizyon ekranlarına ve sosyal medya mecralarına taşınan adalet hukuka olan güveni zedeler ve zamanla yok eder. Eline mikrofonu veya klavyeyi alan birilerinin mahkeme kararlarını kendi arzuları ve ideolojik aidiyetlerine göre eğip bükerek yorumlaması hatta daha da ileri giderek hüküm vermesi doğru değildir. Bu tür şımarık hezeyanlar hem adalet sistemine hem de sistemin fedakar mensuplarına yapılmış büyük bir haksızlıktır, saygısızlıktır. Günümüzde sayıları giderek artan, sosyal medya mahkemelerini toplumumuzun birliği, dirliği, huzuru ve iş barışı açısından büyük bir tehdit ve tehlike kaynağı olarak görüyoruz.

Esasında toplumu bölmek ve kamplara ayırmak istiyorsanız, bunun en etkili yollarından biri adalet sistemine olan inancı zayıflatmaktır. Adalet sistemine inancı zayıflamış bir toplumun, devletine ve kurumlarına olan güveni de örselenecektir. Böyle bir fitneni oluşması, yalnızca millet ve memleket düşmanlarını sevindirecek, onların işine yarayacak; Türkiye’ye ise kaybettirecektir. İster siyasetçi, ister medya mensubu isterse sıradan bir vatandaş olsun; hiç kimsenin ülkemize bu kötülüğü yapmaya hakkı yoktur.

Aynı şekilde oy veya rant kaygısı ile yargı kurumlarına duyulan güveni aşındırmanın, daha vahimi yargı mensuplarına taammüden itibar suikastı düzenlemenin vebali çok ağırdır. Üstelik bunu yapanlar hem gündem ihtiyaçlarını yargı üzerinden karşılamaya çalışıyor, hem de yargının siyasallaşmasından bahsediyor. Yani nereden bakarsanız bakın; büyük bir tutarsızlıkla karşı karşıyayız. Milletimizin de bizler gibi bu çelişkileri gördüğünde kararını buna göre verdiğine, tercihlerini buna göre yaptığına inanıyorum. Yargıya olan güveni artırmanın yolu hakim ve savcıları tehdit etmekten, baskın yapar gibi kurumların kapılarına dayanmaktan değil; hak ve hakkaniyet çerçevesinde yapıcı tespit ve tekliflerde bulunmaktan geçer. Atalarımızın dediği gibi, ‘ayarını bozduğun kantar gün gelir seni de tartar.’ Hangi konumda olursa olsun herkesin adaletle ilgili meselelere bu zaviyeden yaklaşmasını ve hassasiyetle davranmasını bekliyoruz.

“BİR HAYALİM VAR…”

Bizim siyasi hayatımızın her döneminde dile getirdiğimiz, hükümet teklifi olarak da 2011’den beri her seçimde milletimizin önüne koyduğumuz, bir hayalim var. Bu hayal, Türkiye’yi darbe anayasası ayıbından kurtararak yeni, sivil, dili ve içeriği ile bugünü ve yarını kucaklayan Türkiye Yüzyılı’na yakışır bir anayasaya kavuşturmaktır. Darbe anayasasının gölgesinde Türkiye Yüzyılı’nı konuşmayı ülkemiz ve demokrasimiz için zul addediyoruz. İstiklal ve istikbali için bu kadar ağır bedeller ödemiş milletimizin yeni bir anayasayı anasının ak sütü gibi hak ettiğine inanıyoruz. Milletimize vaadimiz olan birinci sınıf demokrasi, birinci sınıf ekonomi ve birinci sınıf özgürlüklerin tamamlayıcısı birinci sınıf anayasa olacaktır. Türkiye Yüzyılı vizyonumuz böyle bir anayasa ile daha da güçlenecektir. Bunun 85 milyonun tamamının sahipleneceği ve ‘işte benim anayasam’ diyerek baş tacı edeceği bir metni artık milletin takdirine sunmamız gerekiyor.

Buradan siyasi partilerimizi, yüksek mahkemelerimizi, üniversitelerimizi, devlet kurumlarımızı, barolarımızı, meslek kuruluşlarımızı, sivil toplum örgütlerimizi, milletimizin her bir ferdini bu sürece katkı vermeye davet ediyorum. Meclis’in açılışı ile birlikte Türk demokrasisini yeni bir anayasaya kavuşturmak için girişimlerimizi tekrar başlatacağız. Yargı kurumlarımızın temsilcileri olarak sizlerden de bu sürece hazırlıklı olmanızı, destek vermenizi özellikle bekliyorum.”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir